Paylaş :

Bebekten Tarabya’ya sahil yolundan gittiyseniz aşiyan mezarlığına gelmeden hemen sol tarafta Rumeli Hisarı yakınındaki parkta gözlerini İstanbul boğazına doğru dikmiş İstanbul’u dinleyen bir şair heykeli görürsünüz. Velinin oğlu Orhan Velidir o Rumeli Hisarına oturmuş bir türkü tutturmuştur..Yüzüne dikkatlice baktığınızda tarifsiz kederler içinde olduğunu hemen anlarsınız.. Artık doklardan gelen çekiç seslerinin yerini trafiğin sesi almış, martı kuşları azalmıştır. Orhan Veli yaşasaydı bugünkü halde tarifsiz kederlerine kederler eklenirdi ihtimal…

Orhan Veli'nin Aşıyan yakınlarındaki heykeli

Orhan Veli’nin Aşıyan yakınlarındaki heykeli

Kısa ve hüzünlü hayat hikayesine rağmen kederlerini içinde yaşamış hayata hep pozitif bakmıştır o,bedava yaşıyoruzdur ona göre hava bedavadır,su bedavadır,daha ne olsun,cep delik cepken delik de olsa ti ye almıştır bu hali…

Orhan Veli Kanık, kültür mirasımızda en önemli değerlerindendir, devrimci bir şairdir. Oktay Rıfat’ın deyimiyle ‘Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamlamıştır’. Hece ve aruz vezinlerini kullanmayı reddetmiş, kafiyeyi ilkel, mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıklamıştır.

Orhan Veli, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırganmış, çok sert eleştiriler almış ve küçümsenmiş hatta alaya alınmıştır. O da hece ve kafiyecilere cevaben, Ahmet Haşim’in ‘Göllerde bu dem bir kamış olsam’ mısrasını hicvetmek için yazdığı şiirde ‘Rakı şişesinde balık olsam’ demiştir. Zorlama şiir yazımına karşıdır şiirin matematiği yoktur onun için..

Kader bazılarına haksızlık yapar ya onun da yaşamı öyledir işte…Hayat, Süleyman efendinin çektiğinden daha fazlasını çektirmiştir ona…1914 yılında Beykoz’da dünyaya gelmiştir.. Daha çocukluk yıllarında yakalanmadığı hastalık kalmamış, yanma tehlikesi geçirmiş ve uzun süre tedavi görmüştür. Oktay Rıfat la birlikte geçirdiği trafik kazası sonucu komada yatmıştır. Bakanlıktaki değişimler sonucu memuriyet hayatından istifa etmek zorunda kalmış, daha sonra şair arkadaşları ile beraber çıkardığı dergiyi yaşatabilmek için, ‘inanma ceketim kuşlar bu yalanı her bahar söyler’ diye konuştuğu çok sevdiği ceketini bile satmıştır.

1950 yılıdır,Orhan Veli bir haftalığına Ankara’ya gider, bir gece yolda yürürken belediyenin açtığı çukura düşerek yaralanır..İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra fenalaşıp hastaneye kaldırılır, geçirdiği beyin kanaması anlaşılamaz ve doktorun yanlış teşhisiyle hayata gözlerini kapar.

1940-1950 yılları arasına neredeyse bir ömre sığacak kadar eser üretmişti Orhan Veli yaşasaydı, duygu dünyamıza kattıklarının çok fazlasını katacaktı elbet, şarkılara güfte olacak, aşıkların dillerinde gezinecekti onlar…

Şimdi heykelinin az ilerisinde aşiyan mezarlığındaki istirahatgahında yatmakta garip şair başucundaki taşta Süleyman Efendinin mermer tezgâhın üstünde bıraktığı beyit kadar bir yazı dahi yok yalnız sadece şu yazmakta ömrü boyunca karşı geldiği kafiye ve hece veznine inat sanki…

Orhan Veli / Bindokuzyüzondört, Bindokuzyüzelli.

Gürsu ERİNÇ
10.10.2011